Fetih Sûresi (kaynaklarda Feth Sûresi olarak da geçer), Kur’ân-ı Kerîm’in 48. sûresidir ve 29 âyetten oluşur. Hudeybiye Antlaşması’nın hemen ardından, Hz. Peygamber ve ashabı Medine’ye dönerken yolda nâzil olmuştur. Bu sayfada sûrenin Arapça metnini Diyanet İşleri Başkanlığı Kur’an-ı Kerim Portalı’ndan, konularını ve faziletini ise TDV İslâm Ansiklopedisi’nin “Feth Sûresi” maddesine dayanarak aktarıyoruz.
Online manevi görüşme
Durumunuzu WhatsApp'tan kısaca yazın, size uygun saatte görüşme yapılır.
Metafizik uzmanı ile online görüşme →Huzur ve ferahlık için manevi destek →Yıldızname bakımı →Eşler arası sorunlara manevi destek →
Sûreyi bir niyetle, kişiye özel bir okuma planı içinde okumak isterseniz Cihan Ali Hoca ile WhatsApp veya telefonla görüşebilirsiniz.
Fetih Sûresi hakkında temel bilgiler
- Mushaftaki yeri: 48. sûre.
- Âyet sayısı: 29.
- İndiği dönem: Medine dönemi; hicretin 6. yılı (628), Hudeybiye dönüşü.
- Adı: İlk âyette geçen “feth” kelimesinden alır. Kelime “açmak, hüküm vermek, yardım etmek” ve isim olarak “zafer, yardım” anlamlarına gelir.
- Dikkat çeken ifade: İlk âyetteki “fethan mübînen” (apaçık fetih) ifadesi sûrede “fethan karîben” (yakın fetih) şeklinde iki yerde daha geçer (18 ve 27. âyetler); bu, Mekke’nin fethine bir işaret olarak kabul edilmiştir.
Sûrenin iniş ortamı: Hudeybiye
TDV İslâm Ansiklopedisi’nin aktardığına göre Hz. Peygamber, gördüğü bir rüya üzerine hicretin 6. yılı Zilkade ayında yaklaşık 1500 sahâbî ile umre için Mekke’ye doğru yola çıktı. Mekkeli müşriklerin bu ziyareti engellemeye kararlı olduğu anlaşıldı; elçi olarak gönderilen Hz. Osman’ın öldürüldüğü yolunda yanlış bir haber gelince ashaptan biat alındı (Bey‘atürrıdvân). Ardından yapılan müzakerelerle Hudeybiye Antlaşması imzalandı.
Müslümanların siyasî varlığını tanıyan ve on yıl savaş yapılmamasını öngören bu antlaşma, bazı müslümanlarca ilk anda bir yenilgi gibi algılandı. Fetih Sûresi tam bu dönüş yolunda indi ve antlaşmanın aslında büyük bir açılım olduğunu bildirdi.
Fetih Sûresi’nin bölümleri ve konuları
1–10. âyetler: Apaçık fetih ve müminlere verilen güven
Sûre, Hz. Peygamber’e apaçık bir fetih verildiğini bildiren âyetle başlar. Müfessirlerin çoğu bu fethi Hudeybiye Antlaşması ile açıklamış, bazıları ise nübüvvet, Hayber ya da Mekke’nin fethi gibi olaylarla yorumlamıştır. Müminlerin kalbine güven indirildiği ve imanlarının güçlendiği, Hz. Peygamber’in şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderildiği, ona biat etmenin Allah’a biat etmek anlamına geldiği vurgulanır.
İkinci âyette bu fethin, Resûl-i Ekrem’in geçmiş ve gelecek bütün günahlarının bağışlanması sonucunu doğuracağı bildirilir. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin aktardığına göre müfessir Taberî bu âyeti Nasr Sûresi ile ilişkilendirmiş ve verilen fetih nimetinin karşılığının Allah’a şükür ve tesbih olduğunu belirtmiştir. Böylece sûrenin ilk bölümü, büyük bir açılımın ardından kulun yapması gerekenin şükür olduğunu da hatırlatır.
11–17. âyetler: Sefere katılmayan bedevîler
Bu bölümde umre yolculuğuna katılmayan, müslümanların sağ salim dönemeyeceğini düşünen Medine çevresindeki bedevîlerin tutumu anlatılır. Dönüşte özür diledikleri, ancak samimi olmadıkları belirtilir; ganimet umdukları bir sefere katılmak isteyecekleri, bu yüzden önce ciddi bir sınavla denenmeleri gerektiği bildirilir. Bölüm, sağlık mazeretlerinin savaş için de geçerli olduğunu bildiren âyetle sona erer.
18–26. âyetler: Rıdvan biatı ve yakın zaferler
Hudeybiye’de ağacın altında Hz. Peygamber’e biat eden müminlerden Allah’ın razı olduğu bildirilir. İsim verilmeden Hayber’in fethi gibi yakın zaferler ve ganimetler müjdelenir. Savaşa izin verilmemesinin bir sebebi olarak, Mekke’de imanını henüz açığa vurmamış müminlerin bulunması gösterilir; Mekkelilerin câhiliye öfkesiyle, müslümanların ise takvâ ile hareket ettiği ifade edilir.
27–29. âyetler: Rüyanın gerçekleşeceği müjdesi
Son bölüm, Hz. Peygamber’in Mescid-i Harâm’a gireceklerine dair gördüğü rüyanın mutlaka gerçekleşeceğini bildirir. Hak dinin bütün dinlere üstün kılınacağı ilan edilir ve Hz. Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğu, yanındaki müminlerin vasıflarıyla birlikte anılır. TDV’nin Rüya maddesi de bu rüyanın bir yıl sonra gerçekleştiğini kaydeder.
Fetih Sûresi’nin fazileti
TDV İslâm Ansiklopedisi’nin aktardığı rivayete göre Hz. Peygamber, o gece kendisine dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha kıymetli bir sûre indirildiğini söylemiş, ardından sûrenin ilk âyetini okumuştur (Buhârî, “Tefsîr”, 48/1; “Fezâilü’l-Kur’ân”, 12; Müslim, “Cihâd”, 97). Bu rivayet Buhârî ve Müslim’in eserlerinde yer alır.
Sûrenin İslâm kültür tarihinde de özel bir yeri vardır. Sefere çıkan askerlerin zafer vaadinin kendileri için de gerçekleşmesini umarak sûreyi çokça okudukları, ilk âyetinin kılıç ve kalkan gibi savaş aletlerine, bazı hükümdarların zırhlarına ise sûrenin tamamının yazıldığı bilinmektedir. TDV, Çanakkale muharebeleri ve İstiklâl Savaşı yıllarında evlerde ve camilerde sürekli Fetih Sûresi okunduğunu da nakleder.
Fetih Sûresi’nin Arapça metni, okunuşu ve anlamı (29 âyet)
Metin Diyanet İşleri Başkanlığı Kur’an-ı Kerim Portalı’ndaki mushaf yazımından alınmıştır; âyet numaraları ﴿ ﴾ işaretleri arasında Arapça rakamlarla gösterilir. Sûreyi yukarıdaki dört bölümle aynı sırada veriyoruz. Her bölümde Arapça metnin hemen altında, âyet numaralarıyla Latin harfli okunuş ve Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın Hak Dîni Kur’ân Dili’ndeki mealinin özgün metni yer alır.
1–10. âyetler
اِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبٖینًاۙ ﴿١﴾ لِیَغْفِرَ لَكَ اللّٰهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَاَخَّرَ وَیُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَیْكَ وَیَهْدِیَكَ صِرَاطًا مُسْتَقٖیمًاۙ ﴿٢﴾ وَیَنْصُرَكَ اللّٰهُ نَصْرًا عَزٖیزًا ﴿٣﴾
هُوَ الَّذٖٓی اَنْزَلَ السَّكٖینَةَ فٖی قُلُوبِ الْمُؤْمِنٖینَ لِیَزْدَادُٓوا اٖیمَانًا مَعَ اٖیمَانِهِمْؕ وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِؕ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٖیمًا حَكٖیمًاۙ ﴿٤﴾
لِیُدْخِلَ الْمُؤْمِنٖینَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرٖی مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖینَ فٖیهَا وَیُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَیِّـَٔاتِهِمْؕ وَكَانَ ذٰلِكَ عِنْدَ اللّٰهِ فَوْزًا عَظٖیمًا ﴿٥﴾
وَیُعَذِّبَ الْمُنَافِقٖینَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكٖینَ وَالْمُشْرِكَاتِ الظَّٓانّٖینَ بِاللّٰهِ ظَنَّ السَّوْءِؕ عَلَیْهِمْ دَٓائِرَةُ السَّوْءِۚ وَغَضِبَ اللّٰهُ عَلَیْهِمْ وَلَعَنَهُمْ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَهَنَّمَؕ وَسَٓاءَتْ مَصٖیرًا ﴿٦﴾
وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِؕ وَكَانَ اللّٰهُ عَزٖیزًا حَكٖیمًا ﴿٧﴾
اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذٖیرًاۙ ﴿٨﴾ لِتُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُؕ وَتُسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَصٖیلًا ﴿٩﴾
اِنَّ الَّذٖینَ یُبَایِعُونَكَ اِنَّمَا یُبَایِعُونَ اللّٰهَؕ یَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَیْدٖیهِمْۚ فَمَنْ نَكَثَ فَاِنَّمَا یَنْكُثُ عَلٰى نَفْسِهٖۚ وَمَنْ اَوْفٰى بِمَا عَاهَدَ عَلَیْهُ اللّٰهَ فَسَیُؤْتٖیهِ اَجْرًا عَظٖیمًاࣖ ﴿١٠﴾
Okunuşu
1. innâ fetaḥnâ leke fetḥam mübînâ.
2. liyagfira leke-llâhü mâ teḳaddeme min ẕembike vemâ teeḫḫara veyütimme ni`metehû `aleyke veyehdiyeke ṣirâṭam müsteḳîmâ.
3. veyenṣurake-llâhü naṣran `azîzâ.
4. hüve-lleẕî enzele-ssekînete fî ḳulûbi-lmü'minîne liyezdâdû îmânem me`a îmânihim. velillâhi cünûdü-ssemâvâti vel'arḍ. vekâne-llâhü `alîmen ḥakîmâ.
5. liyüdḫile-lmü'minîne velmü'minâti cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ veyükeffira `anhüm seyyiâtihim. vekâne ẕâlike `inde-llâhi fevzen `ażîmâ.
6. veyü`aẕẕibe-lmünâfiḳîne velmünâfiḳâti velmüşrikîne velmüşrikâti-żżânnîne billâhi żanne-ssev'. `aleyhim dâiratü-ssev'. vegaḍibe-llâhü `aleyhim vele`anehüm vee`adde lehüm cehennem. vesâet meṣîrâ.
7. velillâhi cünûdü-ssemâvâti vel'arḍ. vekâne-llâhü `azîzen ḥakîmâ.
8. innâ erselnâke şâhidev vemübeşşirav veneẕîrâ.
9. litü'minû billâhi verasûlihî vetü`azzirûhü vetüveḳḳirûh. vetüsebbiḥûhü bükratev veeṣîlâ.
10. inne-lleẕîne yübâyi`ûneke innemâ yübâyi`ûne-llâh. yedü-llâhi fevḳa eydîhim. femen nekeŝe feinnemâ yenküŝü `alâ nefsih. vemen evfâ bimâ `âhede `aleyhü-llâhe feseyü'tîhi ecran `ażîmâ.
Anlamı (Elmalılı Hamdi Yazır meali)
1. Elhak biz sana bir fethi mübîn açtık
2. Ki Allah senin zenbinden geçmişini ve geleceğini mağfiret buyurup üzerindeki ni'metini tamamlıyacak ve seni dosdoğru bir caddeye çıkaracak
3. Ve nazîrsiz bir muzaffariyyet ile seni Allah mansur ve muazzez kılacak
4. O, odur ki mü'minlerin kalblerine o sekîneti indirdi, iymanları üstüne iyman artırsınlar diye. Öyle ya Allahındır bütün o Göklerin ve Yerin orduları ve Allah, bir alîm, hakîm bulunuyor
5. Mü'minleri ve mü'mineleri ebediyyen içinde kalmak üzere altından ırmaklar akar Cennetlere koymak ve kabâhatlerini taraflarından keffaretleyip örtmek için ki Allah yanında bu bir fevzi azîm bulunuyor
6. Ve o Allaha sûi zanneden Münafıkları ve Münafıkaları ve Müşrikleri ve Müşrikeleri, o kötülük kirdâbı başlarına dönesileri ta'zib etmek için ki Allah onlara gadab etmiş, lâ'net etmiş ve kendilerine Cehennemi hazırlamıştır, ona gidiş de ne fenâdır
7. Allahındır evet, o Göklerin ve Yerin bütün orduları ve Allah, bir azîz hakîm bulunuyor
8. Elhak biz seni hem bir şâhid gönderdik hem bir mübeşşir hem bir nezîr
9. Ki Allaha ve Resulüne iyman edesiniz de bunu takviye ve tevkır edip ona sabah akşam tesbih edesiniz
10. Her halde sana biy'at edenler mahzâ Allaha biy'at ederler, Allahın eli onların elinin üstündedir, onun için her kim cayarsa sırf kendi aleyhine cayar, her kim de Allaha ahid verdiği şeyi iyfâ ederse o da ona yarın bir ecri azîm verecektir
Bu bölümün (1–10. âyetler) Diyanet Kur’an Yolu mealini Diyanet Kur’an platformunda âyet âyet okuyabilirsiniz.
11–17. âyetler
سَیَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ شَغَلَتْنَٓا اَمْوَالُنَا وَاَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَاۚ یَقُولُونَ بِاَلْسِنَتِهِمْ مَا لَیْسَ فٖی قُلُوبِهِمْؕ قُلْ فَمَنْ یَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ شَیْـًٔا اِنْ اَرَادَ بِكُمْ ضَرًّا اَوْ اَرَادَ بِكُمْ نَفْعًاؕ بَلْ كَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖیرًا ﴿١١﴾
بَلْ ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ یَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ اِلٰٓى اَهْلٖیهِمْ اَبَدًا وَزُیِّنَ ذٰلِكَ فٖی قُلُوبِكُمْ وَظَنَنْتُمْ ظَنَّ السَّوْءِۚ وَكُنْتُمْ قَوْمًا بُورًا ﴿١٢﴾
وَمَنْ لَمْ یُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَرَسُولِهٖ فَاِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلْكَافِرٖینَ سَعٖیرًا ﴿١٣﴾
وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِؕ یَغْفِرُ لِمَنْ یَشَٓاءُ وَیُعَذِّبُ مَنْ یَشَٓاءُؕ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖیمًا ﴿١٤﴾
سَیَقُولُ الْمُخَلَّفُونَ اِذَا انْطَلَقْتُمْ اِلٰى مَغَانِمَ لِتَاْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْۚ یُرٖیدُونَ اَنْ یُبَدِّلُوا كَلَامَ اللّٰهِؕ قُلْ لَنْ تَتَّبِعُونَا كَذٰلِكُمْ قَالَ اللّٰهُ مِنْ قَبْلُۚ فَسَیَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَاؕ بَلْ كَانُوا لَا یَفْقَهُونَ اِلَّا قَلٖیلًا ﴿١٥﴾
قُلْ لِلْمُخَلَّفٖینَ مِنَ الْاَعْرَابِ سَتُدْعَوْنَ اِلٰى قَوْمٍ اُولٖی بَاْسٍ شَدٖیدٍ تُقَاتِلُونَهُمْ اَوْ یُسْلِمُونَۚ فَاِنْ تُطٖیعُوا یُؤْتِكُمُ اللّٰهُ اَجْرًا حَسَنًاۚ وَاِنْ تَتَوَلَّوْا كَمَا تَوَلَّیْتُمْ مِنْ قَبْلُ یُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا اَلٖیمًا ﴿١٦﴾
لَیْسَ عَلَى الْاَعْمٰى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرٖیضِ حَرَجٌؕ وَمَنْ یُطِـعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ یُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرٖی مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ وَمَنْ یَتَوَلَّ یُعَذِّبْهُ عَذَابًا اَلٖیمًاࣖ ﴿١٧﴾
Okunuşu
11. seyeḳûlü leke-lmüḫallefûne mine-l'a`râbi şegaletnâ emvâlünâ veehlûnâ festagfir lenâ. yeḳûlûne bielsinetihim mâ leyse fî ḳulûbihim. ḳul femey yemlikü leküm mine-llâhi şey'en in erâde biküm ḍarran ev erâde biküm nef`â. bel kâne-llâhü bimâ ta`melûne ḫabîrâ.
12. bel żanentüm el ley yenḳalibe-rrasûlü velmü'minûne ilâ ehlîhim ebedev vezüyyine ẕâlike fî ḳulûbiküm veżanentüm żanne-ssev'. veküntüm ḳavmem bûrâ.
13. vemel lem yü'mim billâhi verasûlihî feinnâ a`tednâ lilkâfirîne se`îrâ.
14. velillâhi mülkü-ssemâvâti vel'arḍ. yagfiru limey yeşâü veyü`aẕẕibü mey yeşâ'. vekâne-llâhü gafûrar raḥîmâ.
15. seyeḳûlü-lmüḫallefûne iẕe-nṭalaḳtüm ilâ megânime lite'ḫuẕûhâ ẕerûnâ nettebi`küm. yürîdûne ey yübeddilû kelâme-llâh. ḳul len tettebi`ûnâ keẕâliküm ḳâle-llâhü min ḳabl. feseyeḳûlûne bel taḥsüdûnenâ. bel kânû lâ yefḳahûne illâ ḳalîlâ.
16. ḳul lilmüḫallefîne mine-l'a`râbi setüd`avne ilâ ḳavmin ülî be'sin şedîdin tüḳâtilûnehüm ev yüslimûn. fein tüṭî`û yü'tikümü-llâhü ecran ḥasenâ. vein tetevellev kemâ tevelleytüm min ḳablü yü`aẕẕibküm `aẕâben elîmâ.
17. leyse `ale-l'a`mâ ḥaracüv velâ `ale-l'a`raci ḥaracüv velâ `ale-lmerîḍi ḥarac. vemey yüṭi`i-llâhe verasûlehû yüdḫilhü cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâr. vemey yetevelle yü`aẕẕibhü `aẕâben elîmâ.
Anlamı (Elmalılı Hamdi Yazır meali)
11. Yakında diyecek sana o a'rabîlerden geri bırakılanlar ki: «bizleri mallarımız ve âilelerimiz oyaladı, onun için bize istiğfar ediver!» Kalblerinde olmıyan şey'i ağızlariyle söyliyecekler, de ki şimdi hakkınızda Allahdan kim bir şey'e mâlik olabilir eğer size bir zarar irâde buyurur yâhud bir menfeat irâde buyurursa? Doğrusu Allah ne yapıyorduğunuza habir bulunuyor
12. Doğrusu siz, Peygamber ve mü'minler ebeden âilelerine dönemiyecekler zannettiniz, ve bu, kalblerinizde allandı pullandı kötü zanna düştünüz de düşkün bir kavm oldunuz a
13. Her kim Allaha ve Resulüne inanmazsa bilsin ki biz, kâfirler için bir çılgın ateş hazırlamışızdır
14. Ve Allahındır hep o Göklerin, Yerin mülkü: kimine diler mağfiret buyurur, kimine de diler azâb eyler ve Allah bir gafur, rahîm bulunuyor
15. Yakında diyecek ki o geri bırakılanlar - sizler bir takım ganimetlere koştuğunuz vakıt onları almak için - «bırakın bizi arkanızdan gelelim», Allahın kelâmını tebdil etmek istiyecekler, de ki: siz bizim arkamızdan asla gelmiyeceksiniz, hakkınızda bundan evvel Allah böyle buyurdu, ona da diyecekler ki: hayır bizi kıskanıyorsunuz, hayır ince anlamazdırlar anlayışları az
16. De ki o geri bırakılan a'râbîlere: siz ileride şiddetli harb ehli bir kavme çağırılacaksınız, onlara muharebe edersiniz yâhud müsliman olurlar. Eğer itaat ederseniz o vakıt Allah size güzel bir ecir verir ve eğer bundan evvel yaptığınız gibi aksine giderseniz sizi elîm bir azâb ile ta'zib eyler
17. A'maya harec yok, aksağa da harec yok, hastaya da harec yok bununla beraber her kim Allaha ve Resulüne itaat eylerse onu altından ırmaklar akan Cennetlere kor, ve her kim aksine giderse onu da elîm bir azâb ile ta'zib eyler
Bu bölümün (11–17. âyetler) Diyanet Kur’an Yolu mealini Diyanet Kur’an platformunda âyet âyet okuyabilirsiniz.
18–26. âyetler
لَقَدْ رَضِیَ اللّٰهُ عَنِ الْمُؤْمِنٖینَ اِذْ یُبَایِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فٖی قُلُوبِهِمْ فَاَنْزَلَ السَّكٖینَةَ عَلَیْهِمْ وَاَثَابَهُمْ فَتْحًا قَرٖیبًاۙ ﴿١٨﴾ وَمَغَانِمَ كَثٖیرَةً یَاْخُذُونَهَاؕ وَكَانَ اللّٰهُ عَزٖیزًا حَكٖیمًا ﴿١٩﴾
وَعَدَكُمُ اللّٰهُ مَغَانِمَ كَثٖیرَةً تَاْخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمْ هٰذِهٖ وَكَفَّ اَیْدِیَ النَّاسِ عَنْكُمْۚ وَلِتَكُونَ اٰیَةً لِلْمُؤْمِنٖینَ وَیَهْدِیَكُمْ صِرَاطًا مُسْتَقٖیمًاۙ ﴿٢٠﴾
وَاُخْرٰى لَمْ تَقْدِرُوا عَلَیْهَا قَدْ اَحَاطَ اللّٰهُ بِهَاؕ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖیرًا ﴿٢١﴾
وَلَوْ قَاتَلَكُمُ الَّذٖینَ كَفَرُوا لَوَلَّوُا الْاَدْبَارَ ثُمَّ لَا یَجِدُونَ وَلِیًّا وَلَا نَصٖیرًا ﴿٢٢﴾
سُنَّةَ اللّٰهِ الَّتٖی قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلُۚ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللّٰهِ تَبْدٖیلًا ﴿٢٣﴾
وَهُوَ الَّذٖی كَفَّ اَیْدِیَهُمْ عَنْكُمْ وَاَیْدِیَكُمْ عَنْهُمْ بِبَطْنِ مَكَّةَ مِنْ بَعْدِ اَنْ اَظْفَرَكُمْ عَلَیْهِمْؕ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖیرًا ﴿٢٤﴾
هُمُ الَّذٖینَ كَفَرُوا وَصَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَالْهَدْیَ مَعْكُوفًا اَنْ یَبْلُغَ مَحِلَّهُؕ وَلَوْلَا رِجَالٌ مُؤْمِنُونَ وَنِسَٓاءٌ مُؤْمِنَاتٌ لَمْ تَعْلَمُوهُمْ اَنْ تَطَؤُهُمْ فَتُصٖیبَكُمْ مِنْهُمْ مَعَرَّةٌ بِغَیْرِ عِلْمٍۚ لِیُدْخِلَ اللّٰهُ فٖی رَحْمَتِهٖ مَنْ یَشَٓاءُۚ لَوْ تَزَیَّلُوا لَعَذَّبْنَا الَّذٖینَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابًا اَلٖیمًا ﴿٢٥﴾
اِذْ جَعَلَ الَّذٖینَ كَفَرُوا فٖی قُلُوبِهِمُ الْحَمِیَّةَ حَمِیَّةَ الْجَاهِلِیَّةِ فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَكٖینَتَهُ عَلٰى رَسُولِهٖ وَعَلَى الْمُؤْمِنٖینَ وَاَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ التَّقْوٰى وَكَانُٓوا اَحَقَّ بِهَا وَاَهْلَهَاؕ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖیمًاࣖ ﴿٢٦﴾
Okunuşu
18. leḳad raḍiye-llâhü `ani-lmü'minîne iẕ yübâyi`ûneke taḥte-şşecerati fe`alime mâ fî ḳulûbihim feenzele-ssekînete `aleyhim veeŝâbehüm fetḥan ḳarîbâ.
19. vemegânime keŝîratey ye'ḫuẕûnehâ. vekâne-llâhü `azîzen ḥakîmâ.
20. ve`adekümü-llâhü megânime keŝîraten te'ḫuẕûnehâ fe`accele leküm hâẕihî vekeffe eydiye-nnâsi `anküm. velitekûne âyetel lilmü'minîne veyehdiyeküm ṣirâṭam müsteḳîmâ.
21. veuḫrâ lem taḳdirû `aleyhâ ḳad eḥâṭa-llâhü bihâ. vekâne-llâhü `alâ külli şey'in ḳadîrâ.
22. velev ḳâtelekümü-lleẕîne keferû levellevu-l'edbâra ŝümme lâ yecidûne veliyyev velâ neṣîrâ.
23. sünnete-llâhi-lletî ḳad ḫalet min ḳabl. velen tecide lisünneti-llâhi tebdîlâ.
24. vehüve-lleẕî keffe eydiyehüm `anküm veeydiyeküm `anhüm bibaṭni mekkete mim ba`di en ażferaküm `aleyhim. vekâne-llâhü bimâ ta`melûne beṣîrâ.
25. hümü-lleẕîne keferû veṣaddûküm `ani-lmescidi-lḥarâmi velhedye ma`kûfen ey yeblüga meḥilleh. velevlâ ricâlüm mü'minûne venisâüm mü'minâtül lem ta`lemûhüm en teṭaûhüm fetüṣîbeküm minhüm me`arratüm bigayri `ilmin. liyüdḫile-llâhü fî raḥmetihî mey yeşâ'. lev tezeyyelû le`aẕẕebne-lleẕîne keferû minhüm `aẕâben elîmâ.
26. iẕ ce`ale-lleẕîne keferû fî ḳulûbihimü-lḥamiyyete ḥamiyyete-lcâhiliyyeti feenzele-llâhü sekînetehû `alâ rasûlihî ve`ale-lmü'minîne veelzemehüm kelimete-ttaḳvâ vekânû eḥaḳḳa bihâ veehlehâ. vekâne-llâhü bikülli şey'in `alîmâ.
Anlamı (Elmalılı Hamdi Yazır meali)
18. Hakıkaten Allah o mü'minlerden râzıy oldu, ağacın altında sana biy'at ederlerken, ki kalblerindekini bildi de üzerlerine o sekîneti indirdi ve kendilerine bir yakın fethi sevab verdi
19. Bir çok da ganîmetleri ki onları alacaklar ve Allah bir azîz, hakîm bulunuyor
20. Size Allah bir çok ganîmetler va'd buyurdu, onları alacaksınız, şimdilik bunu size peşin verdi ve sizden o nâsın ellerini çekti ki mü'minlere bir âyet olsun ve sizi doğru bir caddeye çıkarsın
21. Bir diğerini daha ki ona henüz eliniz irmedi, fakat Allah onu ihata buyurmuştur, daha da Allah her şeye kadir bulunuyor
22. Eğer o küfredenler sizinle çarpışa idiler mutlak arkalarını döneceklerdi, sonra da ne bir veliy bulabileceklerdi ne de bir nasîr
23. Allahın öteden beri cereyan edegelen sünneti, Allahın o sünnetine bir tebdil de bulamazsın
24. Ve o dur ki onların ellerini sizden sizin ellerinizi de onlardan çekti Mekke deresinde onlara karşı size zafer vermişken, hem Allah, her ne yaparsanız basîr bulunuyor
25. Onlar o küfredip de sizi Mescidi haramdan ve durdurulmakta bulunan hediyyeleri mahalline varmaktan men'eden kimselerdir, eğer kendilerini bilmediğiniz bir takım mü'min erkekler ve mü'mine kadınları bilmiyerek çiğneyip de şânınıza o yüzden şeyn gelecek olmasa idi, Allah dilediğini rahmetine koyacağı için, eğer onlar çekilebilselerdi elbette içlerinden o küfredenleri elîm bir azâba düçar ederdik
26. O küfredenler kalblerinde o hamiyyeti: Cahiliyye hamiyyetini kaynattığı sıra, ki o vakıt Allah Resulünün ve mü'minlerin üzerine sekînetini indirdi ve onlara kelimei tekvâyı ilzam buyurdu, onlar da ona ehakk-u ehl idiler, evet, Allah her şeye alîm bulunuyor
Bu bölümün (18–26. âyetler) Diyanet Kur’an Yolu mealini Diyanet Kur’an platformunda âyet âyet okuyabilirsiniz.
27–29. âyetler
لَقَدْ صَدَقَ اللّٰهُ رَسُولَهُ الرُّءْیَا بِالْحَقِّۚ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ اٰمِنٖینَۙ مُحَلِّقٖینَ رُؤُسَكُمْ وَمُقَصِّرٖینَۙ لَا تَخَافُونَؕ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ فَتْحًا قَرٖیبًا ﴿٢٧﴾
هُوَ الَّذٖٓی اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدٖینِ الْحَقِّ لِیُظْهِرَهُ عَلَى الدّٖینِ كُلِّهٖؕ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَهٖیدًاؕ ﴿٢٨﴾
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِؕ وَالَّذٖینَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَیْنَهُمْ تَرٰیهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا یَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًاؗ سٖیمَاهُمْ فٖی وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِؕ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِی التَّوْرٰیةِۚۛ وَمَثَلُهُمْ فِی الْاِنْجٖیلِࣞۛ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْــَٔهُ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِهٖ یُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِیَغٖیظَ بِهِمُ الْكُفَّارَؕ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظٖیمًا ﴿٢٩﴾
Okunuşu
27. leḳad ṣadeḳa-llâhü rasûlehü-rru'yâ bilḥaḳḳ. letedḫulünne-lmescide-lḥarâme in şâe-llâhü âminîne müḥalliḳîne ruûseküm vemüḳaṣṣirîne lâ teḫâfûn. fe`alime mâ lem ta`lemû fece`ale min dûni ẕâlike fetḥan ḳarîbâ.
28. hüve-lleẕî ersele rasûlehû bilhüdâ vedîni-lḥaḳḳi liyużhirahû `ale-ddîni küllih. vekefâ billâhi şehîdâ.
29. müḥammedür rasûlü-llâh. velleẕîne me`ahû eşiddâü `ale-lküffâri ruḥamâü beynehüm terâhüm rukke`an süccedey yebtegûne faḍlem mine-llâhi veriḍvânâ. sîmâhüm fî vucûhihim min eŝeri-ssücûd. ẕâlike meŝelühüm fi-ttevrâh. vemeŝelühüm fi-l'incîl. kezer`in aḫrace şaṭ'ehû feâzerahû festagleża festevâ `alâ sûḳihî yü`cibü-zzürrâ`a liyegîża bihimü-lküffâr. ve`ade-llâhü-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti minhüm magfiratev veecran `ażîmâ.
Anlamı (Elmalılı Hamdi Yazır meali)
27. Şanına kasem olsun ki Allah hakikaten Resulüne o rü'yayı hakkıyle sadık gösterdi, şanına kasem olsun ki inşâallah Mescidi harama emniyyetler içinde, başlarınızı kazıtarak, kırkarak, korkunuz olmıyarak sureti kat'iyyede gireceksiniz, fakat sizin bilmediğiniz şeyleri bildi de ondan önce yakın bir fetih yaptı
28. O odur ki Resulünü hidayet rehberi ve hak dîni ile gönderdi, onu her dînin üstüne çıkarmak için, şâhid olarak da Allah yeter
29. Muhammed Resulullahdır, onun maıyyetindekiler ise küffara karşı çok çetin, kendi aralarında gayet merhametlidirler. Onları görürsün cemâatle rükû', sücud ederek, Allahdan fadl-u rıdvan isterler. Sîmaları secde eserinden yüzlerindedir. Bu onların Tevrattaki meselleri. İncîldeki meselleri de bir ekin gibidir ki filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, derken sapları üzerinde bir düze istikamet almış, zürrâın hoşuna gidiyor. Onlarla kâfirlere gayz vermek için, onlardan iyman edib de salih salih ameller yapanlara Allah hem bir mağfiret va'd buyurdu hem de bir ecri azîm
Bu bölümün (27–29. âyetler) Diyanet Kur’an Yolu mealini Diyanet Kur’an platformunda âyet âyet okuyabilirsiniz.
Kişiye özel okuma planı
Cihan Ali Hoca ile yapılan görüşmelerde önce durumunuz dinlenir; hangi sûre ve âyetlerin, hangi esmâ ve duaların, ne sıklıkla okunacağı size özel olarak anlatılır. İş, kısmet ya da yeni bir başlangıç gibi konularda yapılan çalışmalar için kısmet açma duası ve rızık açma duası yazılarına göz atabilirsiniz. Görüşmeler WhatsApp, telefon ve görüntülü arama ile online yapılır; bütün hizmetler hizmetler sayfasında yer alır.
Sıkça sorulanlar
Fetih Sûresi kaç âyettir?
Fetih Sûresi 29 âyettir ve mushafta 48. sûredir.
Fetih Sûresi ne zaman indi?
Hicretin 6. yılında (628) Hudeybiye Antlaşması’nın ardından, Hz. Peygamber ve ashabı Medine’ye dönerken yolda inmiştir.
Fetih Sûresi’ndeki “apaçık fetih” neyi ifade eder?
Müfessirlerin çoğu bunu Hudeybiye Antlaşması ile açıklar; bazıları nübüvvet, Hayber veya Mekke’nin fethiyle yorumlamıştır.
Fetih Sûresi’nin fazileti hakkında sahih bir rivayet var mı?
Evet. Hz. Peygamber’in bu sûrenin kendisi için dünyadan ve içindekilerden daha kıymetli olduğunu söylediği rivayet Buhârî ve Müslim’de yer alır.
Fetih Sûresi’ni bir niyetle okumak için nasıl yol izlenir?
WhatsApp’tan durumunuzu kısaca yazdığınızda, görüşmede size uygun okuma planı anlatılır.
İlgili yazılar: Yasin Suresi · İnşirah Suresi · Mülk Suresi · Güvenilir hoca arıyorum
Kaynaklar: Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an-ı Kerim Portalı (Arapça metin ve Kur’an Yolu meali); TDV İslâm Ansiklopedisi, “Feth Sûresi”; TDV İslâm Ansiklopedisi, “Rüya”; Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili meali (özgün metin): kuranmeali.com, “Elmalılı Meali (Orijinal)” ile Açık Kuran, “Elmalılı Hamdi Yazır – Kur’an-ı Kerim ve Yüce Meali” karşılaştırılarak; Latin harfli okunuş: Muhammet Abay transliterasyonu (Tanzil / AlQuran Cloud), kuranmeali.com “Türkçe Transcript” ve Açık Kuran okunuşu ile karşılaştırılarak.
İlgili hizmet: Metafizik uzmanı ile online görüşme


