Yâsîn Sûresi, Kur’ân-ı Kerîm’in 36. sûresidir ve 83 âyetten oluşur. Bu sayfada sûrenin Arapça metnini Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kur’an-ı Kerim Portalı’ndaki mushaf yazımından dört bölüm hâlinde veriyoruz. Her bölümün neyi anlattığını TDV İslâm Ansiklopedisi’nin “Yâsîn Sûresi” maddesine dayanarak özetliyor, fazileti hakkındaki rivayetleri de kaynağı ve sıhhat değerlendirmesiyle birlikte aktarıyoruz.
Online manevi görüşme
Durumunuzu WhatsApp'tan kısaca yazın, size uygun saatte görüşme yapılır.
Metafizik uzmanı ile online görüşme →Huzur ve ferahlık için manevi destek →Yıldızname bakımı →Eşler arası sorunlara manevi destek →
Sûreyi kendi niyetiniz için kişiye özel bir dua ve âyet çalışmasıyla birlikte okumak isterseniz Cihan Ali Hoca ile WhatsApp veya telefon üzerinden görüşebilirsiniz.
Yâsîn Sûresi hakkında temel bilgiler
- Mushaftaki yeri: 36. sûre.
- Âyet sayısı: 83.
- İndiği dönem: Mekke döneminin ortaları. 12. âyetin Medine’de indiği de söylenmiş, ancak bu görüş benimsenmemiştir.
- Adı: İlk âyeti oluşturan iki harften, yâ ve sîn harflerinden alır. Hz. Peygamber sûreyi bu adla anmış, Buhârî ve Tirmizî de hadis kitaplarında bu adı kullanmıştır.
- Diğer adı: Bir rivayete dayanılarak “kalbü’l-Kur’ân” (Kur’an’ın kalbi) diye de anılmış, fakat bu ad yaygınlık kazanmamıştır.
TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre sûrenin ekseninde İslâm inancının üç esası vardır: tevhid, nübüvvet ve âhiret. Bu esaslar tabiatın kuruluşundan ve işleyişinden getirilen delillerle, iman ile inkâr arasındaki mücadeleden verilen ibretli örneklerle anlatılır.
Yâsîn Sûresi’nin dört bölümü ve konuları
1–12. âyetler: Peygamberlik ve Kur’an’ın vahiy oluşu
Sûre “yâsîn” hitabıyla açılır; bu hitabın büyük ihtimalle Hz. Muhammed’e yönelik olduğu kabul edilir. Ardından hikmet dolu Kur’an’a yemin edilerek onun Allah’a ulaştıran dosdoğru yol üzerindeki peygamberlerden biri olduğu bildirilir. Kur’an’ın, gafletten kurtulamayan toplulukları uyarmak için indirildiği anlatılır. Bölüm, insanların yaptıklarının ve geride bıraktıkları izlerin her şeyi kapsayan bir kayıtta toplandığı bilgisiyle kapanır.
13–32. âyetler: Ashâbü’l-karye kıssası
Bu bölüm, hak dinin tebliğcilerinin gönderildiği bir yerleşim yerinin halkını anlatır. Önce iki elçi gelir, ardından onları desteklemek üzere üçüncüsü gönderilir. Halk elçileri yalanlar, onların uğursuzluk getirdiğini söyler ve tebliğden vazgeçmezlerse onları öldürmekle tehdit eder. O sırada şehrin uzak bir yerinden gelen bir adam halkı elçilere uymaya çağırır; kendisi iman eder ama inkârcılar tarafından öldürülür. Sonunda o yerin halkı korkunç bir sesle helâk edilir.
Müfessirler bu şehrin Antakya, uzaktan gelen kişinin de Habîb en-Neccâr olabileceğini kaydetmiştir. TDV İslâm Ansiklopedisi ise Hıristiyanlığın yayılışı ve Antakya tarihi bakımından bu açıklamaların isabetli görülmediğini, kıssadan amacın tarihî bilgi değil ibret almak olduğunu belirtir.
33–47. âyetler: Tabiattaki deliller
Üçüncü bölümde yeryüzünün besleyici özelliğine, gece ile gündüzün ve güneş ile ayın düzenine, bitkilerde, insanlarda ve henüz bilinmeyen nice canlıda görülen çift yaratılışa, gemilerin denizde batmadan yol almasına dikkat çekilir. Bütün bu işaretler Allah’ın birliğini ve yüceliğini gösterir; buna rağmen inkârcıların bu delillerden yüz çevirdiği ifade edilir.
48–83. âyetler: Kıyamet, âhiret ve yeniden diriliş
Son bölüm âhiretin varlığını ve âhiret âlemini anlatır. Kıyametin ansızın kopacağı bildirilir, cennet ehlinin hâli ve cehennemliklerin bedbahtlığı tasvir edilir. Kur’an’ın bir şairin sözü değil vahiy olduğu vurgulanır, insana verilen nimetlerin bir kısmı sayılır. “Çürümüş kemikleri kim diriltecek?” diye soran inkârcıya, onları ilk defa yaratanın dirilteceği cevabı verilir; yeşil ağaçtan ateş çıkaran ve bütün tabiatı yaratan Allah’ın ölüleri yeniden yaratmaya kadir olduğu hatırlatılır. Sûre tevhid ve âhiret inancını bir kez daha vurgulayan âyetlerle sona erer.
Yâsîn Sûresi’nin fazileti: kaynağı ve sıhhati belli rivayetler
Sûrenin fazileti hakkında pek çok hadis rivayet edilmiştir. TDV İslâm Ansiklopedisi bu rivayetleri sıhhat durumlarıyla birlikte şöyle aktarır:
- Yâsîn’in de içinde bulunduğu otuz kadar sûrenin (mesânî) Hz. Peygamber’e İncil’in yerine verildiğini bildiren hadis sahih kabul edilmiştir (Müsned, IV, 107).
- Yâsîn Sûresi’ni geceleyin okuyan kimsenin günahlarının bağışlanacağını bildiren rivayet sahih görülmüştür (Dârimî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 21).
- Her şeyin bir kalbi olduğunu ve Kur’an’ın kalbinin Yâsîn olduğunu bildiren rivayetler ile sûrenin ölüler için ya da ölmek üzere olanların yanında okunmasını tavsiye eden rivayetler zayıf sayılmıştır (Müsned, V, 26; Dârimî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 21; İbn Mâce, “Cenâiz”, 4; Ebû Dâvûd, “Cenâiz”, 19; Tirmizî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 7).
Bazı tefsir kitaplarında bunların dışında isnadsız kaydedilen fazilet rivayetleri de bulunur; bu sayfada yalnızca kaynağı ve değerlendirmesi belli olanlara yer verdik. TDV’nin kaydına göre Süleymaniye Kütüphanesi’nde 100 civarında Yâsîn tefsiri, havâs ve tercüme kaydı vardır; bu ilginin bir sebebi fazilet rivayetleri, bir diğeri de sûrenin vefat edenler için okunması geleneğidir.
Yâsîn Sûresi’nin Arapça metni, okunuşu ve anlamı (83 âyet)
Aşağıdaki metin Diyanet İşleri Başkanlığı Kur’an-ı Kerim Portalı’ndaki mushaf yazımından alınmıştır. Âyet numaraları metnin içinde ﴿ ﴾ işaretleri arasında Arapça rakamlarla yer alır. Sûreyi dört bölüm hâlinde, yukarıdaki konu başlıklarıyla aynı sırada veriyoruz. Her bölümde Arapça metnin hemen altında, âyet numaralarıyla Latin harfli okunuş ve Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın Hak Dîni Kur’ân Dili’ndeki mealinin özgün metni yer alır.
1–12. âyetler
یٰسٓؕ ﴿١﴾
وَالْقُرْاٰنِ الْحَكٖیمِۙ ﴿٢﴾ اِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلٖینَۙ ﴿٣﴾ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖیمٍؕ ﴿٤﴾
تَنْزٖیلَ الْعَزٖیزِ الرَّحٖیمِۙ ﴿٥﴾ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَٓا اُنْذِرَ اٰبَٓاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ ﴿٦﴾
لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلٰٓى اَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا یُؤْمِنُونَ ﴿٧﴾
اِنَّا جَعَلْنَا فٖٓی اَعْنَاقِهِمْ اَغْلَالًا فَهِیَ اِلَى الْاَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ ﴿٨﴾
وَجَعَلْنَا مِنْ بَیْنِ اَیْدٖیهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَاَغْشَیْنَاهُمْ فَهُمْ لَا یُبْصِرُونَ ﴿٩﴾
وَسَوَٓاءٌ عَلَیْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا یُؤْمِنُونَ ﴿١٠﴾
اِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِیَ الرَّحْمٰنَ بِالْغَیْبِۚ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَاَجْرٍ كَرٖیمٍ ﴿١١﴾
اِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتٰى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَاٰثَارَهُمْؕ وَكُلَّ شَیْءٍ اَحْصَیْنَاهُ فٖٓی اِمَامٍ مُبٖینٍࣖ ﴿١٢﴾
Okunuşu
1. yâ-sîn.
2. velḳur'âni-lḥakîm.
3. inneke lemine-lmürselîn.
4. `alâ ṣirâṭim müsteḳîm.
5. tenzîle-l`azîzi-rraḥîm.
6. litünẕira ḳavmem mâ ünẕira âbâühüm fehüm gâfilûn.
7. leḳad ḥaḳḳa-lḳavlü `alâ ekŝerihim fehüm lâ yü'minûn.
8. innâ ce`alnâ fî a`nâḳihim aglâlen fehiye ile-l'eẕḳâni fehüm muḳmeḥûn.
9. vece`alnâ mim beyni eydîhim seddev vemin ḫalfihim sedden feagşeynâhüm fehüm lâ yübṣirûn.
10. vesevâün `aleyhim eenẕertehüm em lem tünẕirhüm lâ yü'minûn.
11. innemâ tünẕiru meni-ttebe`a-ẕẕikra veḫaşiye-rraḥmâne bilgayb. febeşşirhü bimagfirativ veecrin kerîm.
12. innâ naḥnü nuḥyi-lmevtâ venektübü mâ ḳaddemû veâŝârahüm. vekülle şey'in aḥṣaynâhü fî imâmim mübîn.
Anlamı (Elmalılı Hamdi Yazır meali)
1. Yâsîn.
2. Hikmetli Kur'anın hakkı için
3. Emîn ol ki sen o risaletle gönderilen Peygamberlerdensin
4. Bir sıratı müstakîm üzerindesin
5. Tenziliyle o azîz rahîmin
6. İnzar edesin: vehameti haber veresin diye bir kavme babalar inzar edilmedi de haberleri de yok gafiller
7. Celâlim hakkı için daha çoklarına karşı söz hakkolmuştur da onlar iymana gelmezler
8. Çünkü biz onların boyunlarına kelepçekler geçirmişiz, onlar çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı gözleri aşağı somurtmaktadırlar
9. Hem önlerinden bir sedd ve arkalarından bir sedd çekmişiz, kendilerini sarmışızdır da baksalar da görmezler
10. Ve onlarca müsavidir: ha inzar etmişin kendilerini ha etmemişin; inanmazlar
11. Ancak zikri ta'kıyb eden ve gaybde rahmana haşyet besliyen kimseyi sakındırırsın, işte onu hem bir mağfiretle hem bir ecri kerîm ile müjdele
12. Hakıkat biz biziz, ölüleri diriltiriz ve takdim ettikleri şeyleri ve bıraktıkları eserleri kitaba geçiririz ve zaten her şey'i açık bir kütükte bir «İmamı Mübîn» de ihsa etmişizdir
Bu bölümün (1–12. âyetler) Diyanet Kur’an Yolu mealini Diyanet Kur’an platformunda âyet âyet okuyabilirsiniz.
13–32. âyetler
وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا اَصْحَابَ الْقَرْیَةِۘ اِذْ جَٓاءَهَا الْمُرْسَلُونَۚ ﴿١٣﴾
اِذْ اَرْسَلْنَٓا اِلَیْهِمُ اثْنَیْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُٓوا اِنَّٓا اِلَیْكُمْ مُرْسَلُونَ ﴿١٤﴾
قَالُوا مَٓا اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۙ وَمَٓا اَنْزَلَ الرَّحْمٰنُ مِنْ شَیْءٍۙ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا تَكْذِبُونَ ﴿١٥﴾
قَالُوا رَبُّنَا یَعْلَمُ اِنَّٓا اِلَیْكُمْ لَمُرْسَلُونَ ﴿١٦﴾
وَمَا عَلَیْنَٓا اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبٖینُ ﴿١٧﴾
قَالُٓوا اِنَّا تَطَیَّرْنَا بِكُمْۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَیَمَسَّنَّكُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَلٖیمٌ ﴿١٨﴾
قَالُوا طَٓائِرُكُمْ مَعَكُمْؕ اَئِنْ ذُكِّرْتُمْؕ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ ﴿١٩﴾
وَجَٓاءَ مِنْ اَقْصَا الْمَدٖینَةِ رَجُلٌ یَسْعٰى قَالَ یَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلٖینَۙ ﴿٢٠﴾
اِتَّبِعُوا مَنْ لَا یَسْـَٔلُكُمْ اَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ ﴿٢١﴾
وَمَا لِیَ لَٓا اَعْبُدُ الَّذٖی فَطَرَنٖی وَاِلَیْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٢٢﴾
ءَاَتَّخِذُ مِنْ دُونِهٖٓ اٰلِهَةً اِنْ یُرِدْنِ الرَّحْمٰنُ بِضُرٍّ لَا تُغْنِ عَنّٖی شَفَاعَتُهُمْ شَیْـًٔا وَلَا یُنْقِذُونِۚ ﴿٢٣﴾
اِنّٖٓی اِذًا لَفٖی ضَلَالٍ مُبٖینٍ ﴿٢٤﴾
اِنّٖٓی اٰمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِؕ ﴿٢٥﴾
قٖیلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَؕ قَالَ یَا لَیْتَ قَوْمٖی یَعْلَمُونَۙ ﴿٢٦﴾ بِمَا غَفَرَ لٖی رَبّٖی وَجَعَلَنٖی مِنَ الْمُكْرَمٖینَ ﴿٢٧﴾
وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى قَوْمِهٖ مِنْ بَعْدِهٖ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا كُنَّا مُنْزِلٖینَ ﴿٢٨﴾
اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَیْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ خَامِدُونَ ﴿٢٩﴾
یَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِۚ مَا یَاْتٖیهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا كَانُوا بِهٖ یَسْتَهْزِؤُنَ ﴿٣٠﴾
اَلَمْ یَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ اَنَّهُمْ اِلَیْهِمْ لَا یَرْجِعُونَ ﴿٣١﴾
وَاِنْ كُلٌّ لَمَّا جَمٖیعٌ لَدَیْنَا مُحْضَرُونَࣖ ﴿٣٢﴾
Okunuşu
13. vaḍrib lehüm meŝelen aṣḥâbe-lḳaryeh. iẕ câehe-lmürselûn.
14. iẕ erselnâ ileyhimü-ŝneyni fekeẕẕebûhümâ fe`azzeznâ biŝâliŝin feḳâlû innâ ileyküm mürselûn.
15. ḳâlû mâ entüm illâ beşerum miŝlünâ vemâ enzele-rraḥmânü min şey'in in entüm illâ tekẕibûn.
16. ḳâlû rabbünâ ya`lemü innâ ileyküm lemürselûn.
17. vemâ `aleynâ ille-lbelâgu-lmübîn.
18. ḳâlû innâ teṭayyernâ biküm. leil lem tentehû lenercümenneküm veleyemessenneküm minnâ `aẕâbün elîm.
19. ḳâlû ṭâiruküm me`aküm. ein ẕükkirtüm. bel entüm ḳavmüm müsrifûn.
20. vecâe min aḳṣe-lmedîneti racülüy yes`â ḳâle yâ ḳavmi-ttebi`ü-lmürselîn.
21. ittebi`û mel lâ yes'elüküm ecrav vehüm mühtedûn.
22. vemâ liye lâ a`büdü-lleẕî feṭaranî veileyhi türce`ûn.
23. eetteḫiẕü min dûnihî âliheten iy yüridni-rraḥmânü biḍurril lâ tugni `annî şefâ`atühüm şey'ev velâ yünḳiẕûn.
24. innî iẕel lefî ḍalâlim mübîn.
25. innî âmentü birabbiküm fesme`ûn.
26. ḳîle-dḫuli-lcenneh. ḳâle yâ leyte ḳavmî ya`lemûn.
27. bimâ gafera lî rabbî vece`alenî mine-lmükramîn.
28. vemâ enzelnâ `alâ ḳavmihî mim ba`dihî min cündim mine-ssemâi vemâ künnâ münzilîn.
29. in kânet illâ ṣayḥatev vâḥideten feiẕâ hüm ḫâmidûn.
30. yâ ḥasraten `ale-l`ibâd. mâ ye'tîhim mir rasûlin illâ kânû bihî yestehziûn.
31. elem yerav kem ehleknâ ḳablehüm mine-lḳurûni ennehüm ileyhim lâ yerci`ûn.
32. vein küllül lemmâ cemî`ul ledeynâ muḥḍarûn.
Anlamı (Elmalılı Hamdi Yazır meali)
13. Ve onlara, o karye sahiblerini temsil getir, o dem ki ona o gönderilen Resuller varmıştı
14. O sıra ki onlara o ikiyi göndermiştik, bunları tekzib ettiler, biz de bir üçüncü ile ızzet (ve kuvvet) verdik de varıp dediler: haberiniz olsun biz sizlere gönderilmiş Resulleriz
15. Siz, dediler: bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz, hem Rahman hiç bir şey indirmedi, siz sırf yalan söylüyorsunuz
16. Dediler: rabbımız bilir, inanın biz gerçek size gönderilmiş, Resulleriz,
17. açık bir tebliğden ötesi ise bizim üstümüze değil
18. Doğrusu dediler: biz sizinle teşe'üm ettik, yemin ederiz ki vaz geçmezseniz sizi hiç tınmadan recmederiz ve her halde size bizden pek acıklı bir azâb dokunur
19. Dediler: sizin şum kuşunuz beraberinizde, ya... nasıhat edilirseniz öyle mi? Doğrusu siz israfı âdet etmiş bir kavmsınız
20. O esnada şehrin tâ ucundan bir er koşarak geldi, ey hemşerilerim: dedi: uyun o gönderilen Resullere
21. Uyun sizden bir ecir istemiyen o zatlara ki onlar hidayete irmişlerdir
22. Hem neyime kulluk etmiyeyim ben, o beni yaradana? Hep de döndürülüp ona götürüleceksiniz
23. Hiç, ben ondan başka ma'budlar mı tutarım? Eğer o Rahman bana bir keder irâde buyurursa onların şefaati benden yana hiç bir şeye yaramaz ve beni kurtaramazlar
24. Şübhesiz ben o vakıt açık bir dalâl içindeyim
25. Haberiniz olsun ki ben rabbınıza iyman getirdim, gelin dinleyin beni
26. Denildi ki: haydi gir Cennete! ay, dedi, nolurdu kavmın bilselerdi?
27. Rabbım bana ne mağrifet buyurdu. Beni ikram olunan kullarından kıldı
28. Arkasından ise kavmının üzerine Semâdan bir ordu indirmedik indirecek de değildik
29. O yalnız bir sayha oldu derhal sönüverdiler:
30. Ey!.. ne hasret o kullara ki kendilerine her gelen Resul ile mutlaka istihzâ ediyorlardı
31. Baksalar a kendilerinden evvel ne kadar karnlar helâk etmişiz, onlar hiç onlara dönüp gelmiyorlar
32. Ancak hepsi toplanıp bizim katımıza ihzar edilmişlerdir
Bu bölümün (13–32. âyetler) Diyanet Kur’an Yolu mealini Diyanet Kur’an platformunda âyet âyet okuyabilirsiniz.
33–47. âyetler
وَاٰیَةٌ لَهُمُ الْاَرْضُ الْمَیْتَةُۚ اَحْیَیْنَاهَا وَاَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ یَاْكُلُونَ ﴿٣٣﴾
وَجَعَلْنَا فٖیهَا جَنَّاتٍ مِنْ نَخٖیلٍ وَاَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا فٖیهَا مِنَ الْعُیُونِۙ ﴿٣٤﴾
لِیَاْكُلُوا مِنْ ثَمَرِهٖۙ وَمَا عَمِلَتْهُ اَیْدٖیهِمْؕ اَفَلَا یَشْكُرُونَ ﴿٣٥﴾
سُبْحَانَ الَّذٖی خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنْبِتُ الْاَرْضُ وَمِنْ اَنْفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا یَعْلَمُونَ ﴿٣٦﴾
وَاٰیَةٌ لَهُمُ الَّیْلُۚ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَاِذَا هُمْ مُظْلِمُونَۙ ﴿٣٧﴾
وَالشَّمْسُ تَجْرٖی لِمُسْتَقَرٍّ لَهَاؕ ذٰلِكَ تَقْدٖیرُ الْعَزٖیزِ الْعَلٖیمِؕ ﴿٣٨﴾
وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتّٰى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدٖیمِ ﴿٣٩﴾
لَا الشَّمْسُ یَنْبَغٖی لَهَٓا اَنْ تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا الَّیْلُ سَابِقُ النَّهَارِؕ وَكُلٌّ فٖی فَلَكٍ یَسْبَحُونَ ﴿٤٠﴾
وَاٰیَةٌ لَهُمْ اَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّیَّتَهُمْ فِی الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ ﴿٤١﴾ وَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِهٖ مَا یَرْكَبُونَ ﴿٤٢﴾
وَاِنْ نَشَاْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرٖیخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ یُنْقَذُونَۙ ﴿٤٣﴾
اِلَّا رَحْمَةً مِنَّا وَمَتَاعًا اِلٰى حٖینٍ ﴿٤٤﴾
وَاِذَا قٖیلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَیْنَ اَیْدٖیكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ﴿٤٥﴾
وَمَا تَاْتٖیهِمْ مِنْ اٰیَةٍ مِنْ اٰیَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضٖینَ ﴿٤٦﴾
وَاِذَا قٖیلَ لَهُمْ اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُۙ قَالَ الَّذٖینَ كَفَرُوا لِلَّذٖینَ اٰمَنُٓوا اَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ یَشَٓاءُ اللّٰهُ اَطْعَمَهُࣗ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا فٖی ضَلَالٍ مُبٖینٍ ﴿٤٧﴾
Okunuşu
33. veâyetül lehümü-l'arḍu-lmeyteh. aḥyeynâhâ veaḫracnâ minhâ ḥabben feminhü ye'külûn.
34. vece`alnâ fîhâ cennâtim min neḫîliv vea`nâbiv vefeccernâ fîhâ mine-l`uyûn.
35. liye'külû min ŝemerihî vemâ `amilethü eydîhim. efelâ yeşkürûn.
36. sübḥâne-lleẕî ḫaleḳa-l'ezvâce küllehâ mimmâ tümbitü-l'arḍu vemin enfüsihim vemimmâ lâ ya`lemûn.
37. veâyetül lehümü-lleyl. nesleḫu minhü-nnehâra feiẕâ hüm mużlimûn.
38. veşşemsü tecrî limüsteḳarril lehâ. ẕâlike taḳdîru-l`azîzi-l`alîm.
39. velḳamera ḳaddernâhü menâzile ḥattâ `âde kel`urcûni-lḳadîm.
40. le-şşemsü yembegî lehâ en tüdrike-lḳamera vele-lleylü sâbiḳu-nnehâr. veküllün fî felekiy yesbeḥûn.
41. veâyetül lehüm ennâ ḥamelnâ ẕürriyyetehüm fi-lfülki-lmeşḥûn.
42. veḫalaḳnâ lehüm mim miŝlihî mâ yerkebûn.
43. vein neşe' nugriḳhüm felâ ṣarîḫa lehüm velâ hüm yünḳaẕûn.
44. illâ raḥmetem minnâ vemetâ`an ilâ ḥîn.
45. veiẕâ ḳîle lehümü-tteḳû mâ beyne eydîküm vemâ ḫalfeküm le`alleküm türḥamûn.
46. vemâ te'tîhim min âyetim min âyâti rabbihim illâ kânû `anhâ mü`riḍîn.
47. veiẕâ ḳîle lehüm enfiḳû mimmâ razeḳakümü-llâhü ḳâle-lleẕîne keferû lilleẕîne âmenû enuṭ`imü mel lev yeşâü-llâhü aṭ`ameh. in entüm illâ fî ḍalâlim mübîn.
Anlamı (Elmalılı Hamdi Yazır meali)
33. Hem bir âyettir onlara ölü Arz: biz ona hayat verdik ve ondan habbeler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar
34. Ve onda Cennetler yaptık, hurma bağçeleri, üzüm bağları, neler! içlerinde kaynaklar akıttık
35. Yesinler diye mahsulünden ve kendi ellerinin ma'mulâtından, halâ şükretmiyecekler mi?
36. Tenzih o yaradan sübhane bütün o çiftleri, hepsini, Arzın bitirdiklerinden ve kendi nefislerinden ve daha bilemiyecekleri neler, nelerden
37. Bir âyet de onlara gece, ondan gündüzü soyarız bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar
38. Güneş de; kendisine mahsus bir müstekarr için cereyan ediyor, o işte o azîzi alîmin takdiridir
39. Aya da: menzil menzil ona mıktarlar biçmişizdir, nihayet dönmüş eski urcun gibi olmuştur
40. Ne Güneş kendine aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçer, her biri birer felekte yüzerler
41. Bir âyet de onlara o dolu gemide zürriyyetlerini taşımamız
42. ve kendilerine o misilliden binecekleri şeyler yaratmamızdır
43. Dilersek onları gark da ederiz o vakıt ne onlara feryadcı vardır, ne de onlar kurtarılırlar
44. Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak için başka
45. Hal böyle iken onlara önünüzdekini ve arkanızdakini gözetip korunun ki rahmete şayan olasınız denildiği zaman
46. Kendilerine rablarının âyetlerinden her hangi bir âyet de gelse mutlaka ondan yüz çevire geldiler
47. Allahın size merzuk kıldığı şeylerden hayra sarfedin denildiği zaman da onlara o küfredenler iyman edenler için şöyle dediler, biz hiç yedirirmiyiz o kişiye ki Allah dilese ona yiyeceğini verirdi, siz ap açık bir dalâl içinde değil de nesiniz!
Bu bölümün (33–47. âyetler) Diyanet Kur’an Yolu mealini Diyanet Kur’an platformunda âyet âyet okuyabilirsiniz.
48–83. âyetler
وَیَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖینَ ﴿٤٨﴾
مَا یَنْظُرُونَ اِلَّا صَیْحَةً وَاحِدَةً تَاْخُذُهُمْ وَهُمْ یَخِصِّمُونَ ﴿٤٩﴾
فَلَا یَسْتَطٖیعُونَ تَوْصِیَةً وَلَٓا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ یَرْجِعُونَࣖ ﴿٥٠﴾
وَنُفِـخَ فِی الصُّورِ فَاِذَا هُمْ مِنَ الْاَجْدَاثِ اِلٰى رَبِّهِمْ یَنْسِلُونَ ﴿٥١﴾
قَالُوا یَا وَیْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَاۘ هٰذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ ﴿٥٢﴾
اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَیْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ جَمٖیعٌ لَدَیْنَا مُحْضَرُونَ ﴿٥٣﴾
فَالْیَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَیْـًٔا وَلَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٥٤﴾
اِنَّ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْیَوْمَ فٖی شُغُلٍ فَاكِهُونَۚ ﴿٥٥﴾
هُمْ وَاَزْوَاجُهُمْ فٖی ظِلَالٍ عَلَى الْاَرَٓائِكِ مُتَّكِؤُنَ ﴿٥٦﴾
لَهُمْ فٖیهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُمْ مَا یَدَّعُونَۚ ﴿٥٧﴾
سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَحٖیمٍ ﴿٥٨﴾
وَامْتَازُوا الْیَوْمَ اَیُّهَا الْمُجْرِمُونَ ﴿٥٩﴾
اَلَمْ اَعْهَدْ اِلَیْكُمْ یَا بَنٖٓی اٰدَمَ اَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّیْطَانَۚ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبٖینٌۙ ﴿٦٠﴾ وَاَنِ اعْبُدُونٖیؕ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَقٖیمٌ ﴿٦١﴾
وَلَقَدْ اَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلًّا كَثٖیرًاؕ اَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ ﴿٦٢﴾
هٰذِهٖ جَهَنَّمُ الَّتٖی كُنْتُمْ تُوعَدُونَ ﴿٦٣﴾
اِصْلَوْهَا الْیَوْمَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ ﴿٦٤﴾
اَلْیَوْمَ نَخْتِمُ عَلٰٓى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَٓا اَیْدٖیهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا یَكْسِبُونَ ﴿٦٥﴾
وَلَوْ نَشَٓاءُ لَطَمَسْنَا عَلٰٓى اَعْیُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَاَنّٰى یُبْصِرُونَ ﴿٦٦﴾
وَلَوْ نَشَٓاءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلٰى مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِیًّا وَلَا یَرْجِعُونَࣖ ﴿٦٧﴾
وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِی الْخَلْقِؕ اَفَلَا یَعْقِلُونَ ﴿٦٨﴾
وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا یَنْبَغٖی لَهُؕ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْاٰنٌ مُبٖینٌۙ ﴿٦٩﴾
لِیُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَیًّا وَیَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرٖینَ ﴿٧٠﴾
اَوَلَمْ یَرَوْا اَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ اَیْدٖینَٓا اَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ ﴿٧١﴾
وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا یَاْكُلُونَ ﴿٧٢﴾
وَلَهُمْ فٖیهَا مَنَافِـعُ وَمَشَارِبُؕ اَفَلَا یَشْكُرُونَ ﴿٧٣﴾
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لَعَلَّهُمْ یُنْصَرُونَؕ ﴿٧٤﴾
لَا یَسْتَطٖیعُونَ نَصْرَهُمْۙ وَهُمْ لَهُمْ جُنْدٌ مُحْضَرُونَ ﴿٧٥﴾
فَلَا یَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْۘ اِنَّا نَعْلَمُ مَا یُسِرُّونَ وَمَا یُعْلِنُونَ ﴿٧٦﴾
اَوَلَمْ یَرَ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَصٖیمٌ مُبٖینٌ ﴿٧٧﴾
وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِیَ خَلْقَهُؕ قَالَ مَنْ یُحْيِ الْعِظَامَ وَهِیَ رَمٖیمٌ ﴿٧٨﴾
قُلْ یُحْیٖیهَا الَّذٖٓی اَنْشَاَهَٓا اَوَّلَ مَرَّةٍؕ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلٖیمٌۙ ﴿٧٩﴾
اَلَّذٖی جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْاَخْضَرِ نَارًا فَاِذَٓا اَنْتُمْ مِنْهُ تُوقِدُونَ ﴿٨٠﴾
اَوَلَیْسَ الَّذٖی خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ یَخْلُقَ مِثْلَهُمْؕ بَلٰى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلٖیمُ ﴿٨١﴾
اِنَّمَٓا اَمْرُهُٓ اِذَٓا اَرَادَ شَیْـًٔا اَنْ یَقُولَ لَهُ كُنْ فَیَكُونُ ﴿٨٢﴾
فَسُبْحَانَ الَّذٖی بِیَدِهٖ مَلَكُوتُ كُلِّ شَیْءٍ وَاِلَیْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٨٣﴾
Okunuşu
48. veyeḳûlûne metâ hâẕe-lva`dü in küntüm ṣâdiḳîn.
49. mâ yenżurûne illâ ṣayḥatev vâḥideten te'ḫuẕühüm vehüm yeḫiṣṣimûn.
50. felâ yesteṭî`ûne tevṣiyetev velâ ilâ ehlihim yerci`ûn.
51. venüfiḫa fi-ṣṣûri feiẕâ hüm mine-l'ecdâŝi ilâ rabbihim yensilûn.
52. ḳâlû yâ veylenâ mem be`aŝenâ mim merḳadinâ. hâẕâ mâ ve`ade-rraḥmânü veṣadeḳa-lmürselûn.
53. in kânet illâ ṣayḥatev vâḥideten feiẕâ hüm cemî`ul ledeynâ muḥḍarûn.
54. felyevme lâ tużlemü nefsün şey'ev velâ tüczevne illâ mâ küntüm ta`melûn.
55. inne aṣḥâbe-lcennehi-lyevme fî şügulin fâkihûn.
56. hüm veezvâcühüm fî żilâlin `ale-l'erâiki müttekiûn.
57. lehüm fîhâ fâkihetüv velehüm mâ yedde`ûn.
58. selâmün ḳavlem mir rabbir raḥîm.
59. vemtâzü-lyevme eyyühe-lmücrimûn.
60. elem a`hed ileyküm yâ benî âdeme el lâ ta`büdü-şşeyṭân. innehû leküm `adüvvüm mübîn.
61. veeni-`büdûnî. hâẕâ ṣirâṭum müsteḳîm.
62. veleḳad eḍalle minküm cibillen keŝîrâ. efelem tekûnû ta`ḳilûn.
63. hâẕihî cehennemü-lletî küntüm tû`adûn.
64. iṣlevhe-lyevme bimâ küntüm tekfürûn.
65. elyevme naḫtimü `alâ efvâhihim vetükellimünâ eydîhim veteşhedü ercülühüm bimâ kânû yeksibûn.
66. velev neşâü leṭamesnâ `alâ a`yünihim festebeḳu-ṣṣirâṭa feennâ yübṣirûn.
67. velev neşâü lemesaḫnâhüm `alâ mekânetihim feme-steṭâ`û müḍiyyev velâ yerci`ûn.
68. vemen nü`ammirhü nünekkishü fi-lḫalḳ. efelâ ya`ḳilûn.
69. vemâ `allemnâhü-şşi`ra vemâ yembegî leh. in hüve illâ ẕikruv veḳur'ânüm mübîn.
70. liyünẕira men kâne ḥayyev veyeḥiḳḳa-lḳavlü `ale-lkâfirîn.
71. evelem yerav ennâ ḫalaḳnâ lehüm mimmâ `amilet eydînâ en`âmen fehüm lehâ mâlikûn.
72. veẕellelnâhâ lehüm feminhâ rakûbühüm veminhâ ye'külûn.
73. velehüm fîhâ menâfi`u vemeşârib. efelâ yeşkürûn.
74. vetteḫaẕû min dûni-llâhi âlihetel le`allehüm yünṣarûn.
75. lâ yesteṭî`ûne naṣrahüm vehüm lehüm cündüm muḥḍarûn.
76. felâ yaḥzünke ḳavlühüm. innâ na`lemü mâ yüsirrûne vemâ yü`linûn.
77. evelem yera-l'insânü ennâ ḫalaḳnâhü min nuṭfetin feiẕâ hüve ḫaṣîmüm mübîn.
78. veḍarabe lenâ meŝelev venesiye ḫalḳah. ḳâle mey yuḥyi-l`iżâme vehiye ramîm.
79. ḳul yuḥyîhe-lleẕî enşeehâ evvele merrah. vehüve bikülli ḫalḳin `alîm.
80. elleẕî ce`ale leküm mine-şşeceri-l'aḫḍari nâran feiẕâ entüm minhü tûḳidûn.
81. eveleyse-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa biḳâdirin `alâ ey yaḫlüḳa miŝlehüm. belâ vehüve-lḫallâḳu-l`alîm.
82. innemâ emruhû iẕâ erâde şey'en ey yeḳûle lehû kün feyekûn.
83. fesübḥâne-lleẕî biyedihî melekûtü külli şey'iv veileyhi türce`ûn.
Anlamı (Elmalılı Hamdi Yazır meali)
48. Ve ne zaman bu va'd, doğru iseniz? diyorlar
49. Başka değil, tek bir sayhaya bakıyorlar, bir sayha ki onlar çekişip dururlarken kendilerini yakalayıverir
50. O zaman bir tavsıyeye bile kadir olamazlar, ailelerine de dönecek değillerdir
51. Bir de sur üfürülmüştür ne baksınlar kabirlerinden rablarına doğru akın ediyorlardır
52. Eyvah, başımıza gelenlere derler: kim kaldırdı bizi uyuduğumuz yerden? Bu işte, o Rahmanın va'd buyurduğu, doğru imiş o gönderilen Resuller
53. Başka değil, sâde bir tek sayha olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza ihzar edilmişlerdir
54. Artık bu gün hiç kimseye zerrece zulmedilmez, ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz
55. Cidden eshabı Cennet bu gün bir şuğl içinde zevk etmektedirler
56. Kendileri ve zevceleri erîkeler üzerine kurulmuşlardır
57. Onlara orada bir meyve var: hem onlara orada ne iddia ederlerse var
58. Bir selâm, rahîm bir rabdan kelâm
59. Ve haydin ayrılın bu gün ey mücrimler!
60. And vermedim mi size? «Ey adem oğulları! Şeytana kulluk etmeyin, o size açık bir düşmandır» diye
61. «Ve bana kulluk edin doğru yol budur» diye
62. Böyle iken celâlıma karşı o içinizden bir çok cibilletleri yoldan çıkardı, ya o vakıt sizin akıllarınız yokmıy dı?
63. Bu işte o Cehennem ki va'dolunur dururdunuz
64. Bu gün yaslanın ona bakalım küfrettiğiniz için
65. Bu gün ağızlarını mühürleriz de bize elleri söyler ve ayakları şehadet eyler: neler kesbediyorlardı
66. Hem dilersek gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi, fakat nereden görecekler?
67. Daha dilesek kendilerini oldukları yerde meshediverdik de ne ileri gidebilirlerdi ne dönebilirlerdi
68. Bununla beraber her kimin ömrünü uzatıyorsak hılkatte onu tersine çeviriyoruz, hâlâ da akıllanmıyacaklar mı?
69. Biz ona şiir öğretmedik, ona yaraşmaz da, o sâde bir zikir ve parlak bir Kur'andır
70. Hayatı olanı uyandırmak, nankörlere de o söz hakk olmak için
71. Şunu da görmediler mi? Biz onlar için ellerimizin yaptıklarından bir takım (en'am) yumuşak hayvanlar yaratmışız da onlara malik bulunuyorlar
72. Ve onları kendilerine zebun etmişiz de hem onlardan binidleri var, hem de onlardan yiyorlar
73. Onlardan daha bir çok menfeatleri ve türlü içecekleri de var, hâlâ şükretmiyecekler mi?
74. Tuttular da Allahdan başka bir takım ilâhlar edindiler gûya yardım olunacaklar
75. Onların onlara yardıma gücleri yetmez, onlar ise onlar için hazırlanan askerler
76. O halde onların lâkırdıları seni mahzûn etmesin, biz onların içlerini de biliriz dışlarını da
77. Görmedi mi o insan? biz onu bir nutfeden yarattık da şimdi o çeneli bir çekişgen kesildi
78. Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: kim diriltir o kemikleri onlar çürümüşken? dedi
79. De ki onları ilk defa inşa eden diriltir ve o her halkı bilir
80. O ki size yeşil ağaçtan bir ateş yaptı da şimdi siz ondan tutuşturup duruyorsunuz
81. Ya Gökleri ve Yeri yaratan onlar gibisini yaratmağa kadir değil midir? Elbette kadir, hallâk o, alîm o
82. Onun emri bir şeyi murad edince ona sâde ol demektir, o oluverir
83. Artık tesbiyh edilmez mi öyle her şeyin melekûtu yedinde bulunan sübhane! hep de dördürülüp ona götürüleceksiniz
Bu bölümün (48–83. âyetler) Diyanet Kur’an Yolu mealini Diyanet Kur’an platformunda âyet âyet okuyabilirsiniz.
Kişiye özel dua ve âyet çalışması
Cihan Ali Hoca ile yapılan görüşmelerde önce durumunuz dinlenir; ardından hangi âyetlerin, esmâ ve duaların, hangi sıklıkla okunacağı size özel olarak planlanır. Görüşmeler WhatsApp yazışması, sesli ya da görüntülü arama ile online yürütülür. Kısmet ve rızık konularında yapılan çalışmalar için kısmet açma duası ve rızık açma duası yazılarına, bütün hizmetler için hizmetler sayfasına bakabilirsiniz.
Sıkça sorulanlar
Yâsîn Sûresi kaç âyettir?
Yâsîn Sûresi 83 âyettir ve mushafta 36. sûredir.
Yâsîn Sûresi Mekke’de mi, Medine’de mi indi?
Mekke döneminin ortalarında indiği kabul edilir. 12. âyetin Medine’de indiği de söylenmiş, ancak bu görüş benimsenmemiştir.
Yâsîn neden Kur’an’ın kalbi diye anılır?
Bu nitelendirme bir rivayete dayanır. TDV İslâm Ansiklopedisi bu rivayeti zayıf sayılanlar arasında gösterir ve “kalbü’l-Kur’ân” adının yaygınlaşmadığını belirtir.
Yâsîn’i geceleyin okumanın fazileti nedir?
Dârimî’nin naklettiği rivayete göre Yâsîn’i geceleyin okuyan kimsenin günahları bağışlanır. TDV İslâm Ansiklopedisi bu rivayetin sahih görüldüğünü kaydeder.
Kişiye özel okuma planı nasıl hazırlanır?
WhatsApp’tan durumunuzu birkaç cümleyle yazmanız yeterlidir. Görüşmede size uygun âyet, esmâ ve dua planı anlatılır.
İlgili yazılar: Fetih Suresi · Mülk Suresi · Vakıa Suresi · Hocaya nasıl ulaşılır?
Kaynaklar: Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an-ı Kerim Portalı (Arapça metin ve Kur’an Yolu meali); TDV İslâm Ansiklopedisi, “Yâsîn Sûresi”; Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili meali (özgün metin): kuranmeali.com, “Elmalılı Meali (Orijinal)” ile Açık Kuran, “Elmalılı Hamdi Yazır – Kur’an-ı Kerim ve Yüce Meali” karşılaştırılarak; Latin harfli okunuş: Muhammet Abay transliterasyonu (Tanzil / AlQuran Cloud), kuranmeali.com “Türkçe Transcript” ve Açık Kuran okunuşu ile karşılaştırılarak.
İlgili hizmet: Metafizik uzmanı ile online görüşme


